HABERLER & DUYURULAR

Tümü

MAKALE-YAZI

Tümü
Mustafa Yılmaz

«Sürdürülebilir Okuma» İçin 8 İlke

  Samimi bir kitap okuyucusu şu sözlerle dert yanıyor: Hocam, bir şeyler okuyoruz ama daldan dala okumuş gibi oluyor. Sanki verimli olmuyor gibi. Şöyle ki bir roman, bir kişisel gelişim kitabı, bir tarih kitabı, bir düşünce kitabı falan. Ne dikkatimi çektiyse alıyorum listeye. Sanki böyle olmamalıymış gibi geliyor ama şunu da istemiyorum; mesela psikolojiyle ilgili okuyayım hep ki o konuda derinleşeyim. Bu da bir ders çalışma gibi olacak diye hissettiriyor, onu da istemiyorum. Okumaktan zevk almak istiyorum. Böyle bir ondan bir ondan okumak zevk veriyor ama sadece genel kültür oluyor. Bilgi, ilim oluşmuyor. Sizce nasıl okumalı? Böyle dert yanan insan gelişmeye hazır insandır. Motivasyonu var, usulde bir eksiklik olduğunun farkında ama doğru metot konusunda kafası karışık. Aynı zamanda da arayış içinde. O zaman konumuz “Sürdürülebilir Okuma”. Yani hem oku hem geliş hem de bıkma. Bunun için bize gereken 8 ilke: 1. %50 Görev %50 Zevk: Kitap okuma işi ne tek başına bir ödev gibi görülecek ne de tek başına zevk için yapılacak bir iş. Bu ikisinin ortasını bulmak önemli. Bu oranı tutturmak için de kendini şu iki konuda ikna etmelisin: Okumak beni geliştirir, bu yüzden okumalıyım. Okumak zevkli bir iştir, bu yüzden okumalıyım.   2. Uzun Vadeli Okuma Planı Yap: Verimli ve insanı geliştiren bir okuma için öncelikle uzun vadeli bir okuma planı yapmalı. Plan yapılmadığı zaman hem insanı geliştiren bir yönü olmuyor hem de planlı olmadığı için motivasyon sağlamıyor. 3. Okuma Kategorileri Hazırla: Öncelikle belirli okuma alanları belirlenmeli. Bunlar şu başlıklarda seçilebilir (seçilebilir dedim ki kararın okuyucuya ait olduğu belli olsun:) ; - Fikir/düşünce ile ilgili kitaplar - Tarih - İlahiyat - Hatırat - Eğitim - Psikoloji/Sosyoloji - Bilim/Felsefe - Şiir/Roman Öncelikle esas olanın "Fikir/düşünce ve ilahiyat" ile ilgili kitaplar olduğu kanaatindeyim. Çünkü diğerleri onların üzerine bina edildikçe anlamlı bir yere oturabiliyor. 4. Kategorilerin İçini Doldur: Bu liste başlıklarını oluşturduktan sonra da sıra listenin içini doldurmaya geliyor. Ben mümkün olduğu kadar bu listenin her dalından dengeli bir şekilde okumaya çalışıyorum. Başta fikir/düşünce kitaplarına ağırlık vermiştim. Ama bir süre sonra tekrara düştüğümü hissedince bu alanın doyduğunu anladım ve diğerlerine daha fazla yönelmeye başladım. Okuma listesi hazırlarken önemli bir konu da yıllar önce okuduğun kitapları “Bunları nasıl olsa okudum” diyerek geçmemek. Tekrar listeye al, tekrar oku. Büyük ihtimalle “ne kadar bilinçsizce okumuşum” diyeceksin. 5. Kitapsever Arkadaşlara Yanaş: Hem planlı okumak hem de doğru kitaplarla buluşmak gerek. Doğru kitabı bulmak da başlı başına bir mesele. Ben bunu "kitaba ve okumaya yakın bir çevreden beslenmek" şeklinde çözdüm. Özellikle bu tür bir arkadaş grubu bulunabilirse ve kitap piyasası takip edilebilirse çoğu zaman kitap okuyucuyu buluyor. Son sekiz ayda okuduğum altmışa yakın kitabı böyle bir ortamdan beslenerek okudum diyebilirim. 6. Okumayı Ciddiye Al, Not Al: Okurken de dikkat edilmesi gereken konular var. Öncelikle okumayı ciddiye almak, bir şeyler öğrenmek, anlamak ve yorumlamak üzerine kitaba eğilmek gerekiyor. Hiçbir zaman vakit geçsin diye oturup okumamalı. Zaten listeye de o tarz kitapları almamalı. Kendimden örnek vereyim: Okurken yanımda mutlaka not alacağım ajandam, bu iş için özel olarak aldığım kurşun kalemim, yapışkan renkli ayraçlarım ve sarı renkli fosforlu kalemim hazır olmalı. Tabi bunları içinde bulundurduğum özel kalem kutum da. İlk bakışta fazla gereksiz gelebilir. Ama okumayı ciddiye almaya baştan başlamak gerek değil mi? 7. Her Kitap İçin Bir Şeyler Yaz: Kitabı okumaya başlarken sonunda bir tanıtım yazmam gerektiğini bilmek okumaya ciddiyet katıyor. Bu nedenle tanıtım yazısına malzeme olabilecek hiçbir ayrıntıyı kaçırmamalıyım. Bazı yerlerin üzeri fosforlu kalemle çiziliyor, bazı yerlere kurşun kalemle notlar alınıyor bazı yerlere de yapışkan etiketler yapıştırılıyor. Ajandaya notlar alına alına okunuyor. 8. Boş Vakit Değil, Özel Vakit: Okuma işine vakit ayırmak da önemli bir konu. Düzenli okumaya ilk başladığımda gördüm ki aslında fazlasıyla vaktimiz var. Ama biz o vakitleri boş işlerle öldürmeye alışmışız. Paradan tasarruf eder gibi zamandan da tasarruf edip biriktirdiklerimizi okumaya, öğrenmeye ayırınca vakit zengini oluyoruz. Yukarıda bahsettiğim okuma alanlarının altında hangi kitapların olması gerektiği meselesine gelince: O konu okuyucunun kişisel kararı. Ancak istenirse tavsiye verilebilir. Yeter ki okuma işini bilinçli bir şekilde yürütme iradesi olsun. Allah'a emanet...  

Muhammet Yılmaz

Öğreten Sınıflar Öğrenen Sınıflara Nasıl Dönüştürülür? (Bir Etkinlik ve Uygulama Örneği)

Yerleşik okul modelinde, öğretme-öğrenme mekânı sınıftır. Öğrenciden sınıfta sırasına oturması, kitabını defterini açması, kalemini eline alıp öğretmeni beklemesi istenir. Öğretmen, öğreten kişi olarak sınıfa gelir, çoğunlukla anlatım ve soru cevap yöntemlerini kullanarak dersi işler ve bitirir. Buna öğreten sınıf diyoruz. Öğreten sınıfta çoğu zaman öğretmen merkezde, özne, etkin ve bilgi aktaran pozisyonunda; öğrenci bir nesne gibidir, pasiftir, edilgendir ve bilgiyi depolayan kişi pozisyonundadır. Çağımızda bilgiye ulaşma yolları kolaylaştı, eğitim teknolojilerinde yeni gelişmeler oldu, eğitim yaklaşımları değişti, çocuklar farklılaştı ve mızrak çuvala sığmamaya başladı. Sınıflar sıkıcı bir yer oldu, öğretmek zorlaştı,  öğrenciler okula gelmek istemez oldu ve böylece devamsızlıklar arttı. Okul ve sınıf ile ilgili dönüşüme olan ihtiyaç daha fazla hissedilmeye başladı. Çocuklar ve sınıf dışı çevresel şartlar eğitimcinin kontrolü dışında değişiyor. Fakat bazı şeyleri değiştirmek eğitimcilerin elindedir. Eğitim yaklaşımlarını, okula ve sınıfa bakış açısını ve öğrenme stratejilerini değiştirmek eğitimcinin elindedir. Bu arada okul ve sınıfın fiziki yapısı ile ilgili ezberleri bozup farklı düzenlemeler yapılabileceğini de kabul etmek gerekir. Şunu da belirtmek gerekir ki, sınıfların kalabalık oluşu, müfredatın bağlayıcılığı ve sınava odaklılık arttıkça öğrenen sınıflar oluşturmak zorlaşır. Ancak bazı ufak tefek değişikliklerle, şartları zorlayarak, mevcut sistem içinde öğreten sınıfları öğrenen sınıfa dönüştürmek de mümkündür. Peki, öğreten sınıf ile öğrenen sınıf arasında ne fark vardır? Bu soruya çok farklı açılardan cevap verilebilir. Ancak biz, örnek bir etkinlik üzerinden ders uygulamasını ve sonuçlarını sizlerle paylaşmak istiyoruz. Önce bir konu ve kazanım belirleyip örneğimizi onun üzerinden işleyelim. Dersimiz Hayat Bilgisi, konumuz “Aile içi görev ve sorumluluklar”, kazanımımız da “Aile içi görev ve sorumluluklarının farkında olur” şeklinde olsun. Öğreten sınıfta bir ders: Öğreten sınıfta, “Aile içi görev ve sorumluluklar” konusu en iyi ihtimalle kısaca şöyle işlenir: Öğretmen, biraz ailenin öneminden ve birlikte yaşamanın gerektirdiği sorumluluklardan bahseder. Bir öğrenciye kitaptan birkaç paragraf okutur veya bütün öğrencilerin konuyu okumasını ister. Öğrencilere bazı sorular sorar. Verilen cevapların bazılarını tahtaya yazar veya yazdırır. Tahtaya yazılanlar üzerinden bazı örnekler vererek konuyu anlatmaya devam eder. Öğrencilere birkaç soru sorarak cevap ister ve dersi böylece bitirir. Öğreten sınıfta öğrenciler öğrenmiş gibi görünür, öğretmen öğretmiş gibi hisseder fakat gerçekte davranışa dönüşebilecek bir öğrenmeden bahsetmek pek mümkün değildir. Çünkü öğrenciler yeterince işe koşulmamış, zihinleri ve duyguları harekete geçirilmemiş, bilgi ve düşünce geliştirmeleri sağlanmamış, hazır bilgiyi tüketmelerine zemin hazırlanmıştır. Yapılması gereken yapılmadığı için, öğrencilerin bilgileri içselleştirmeleri ve aile içi sorumluluklarını yerine getirme konusunda davranış geliştirmeleri pek mümkün olmayacaktır. Öğrenen sınıfta bir ders: Öğrenen sınıfta öğretmen, önce konuya dikkat çeker ve merak uyandırır. Sonra öğrencilere güvendiğini ve bu konuyu arkadaşlarıyla birlikte kendilerinin öğrenebileceğini söyleyerek teşvik eder. Öğretmen bir etkinlik düzenleyeceklerini, bu etkinlikte önce bireysel sonra grup olarak çalışacaklarını, kitaptan yararlanabileceklerini, eğer imkân varsa internetten araştırma yapabileceklerini, kendi aralarında konuşup tartışarak fikir üreteceklerini, bazı konularda uzlaşarak ilkeler belirleyeceklerini anlatır ve öğrencilere yönerge verir. Öğretmen tahtanın başına “Aile İçi Görev ve Sorumluluklar” yazar. Tahtayı çizgilerle dörde böler. Öğrencilerden de aynı şeyi defterlerine yapmalarını ister. Birinci bölüme evde babaların/yetişkin erkeklerin, ikinci bölüme annelerin/yetişkin kadınların, üçüncü bölüme çocukların, dördüncü bölüme de ayırım gözetmeksizin herkesin yapması gereken görev ve sorumluklarla ilgili birer örnek yazar. Sonra da öğrencilerden benzer şeyler yazmalarını söyleyerek onlara beş dakika süre verir. Bireysel çalışma bittikten sonra öğrencileri dörder kişilik erkek ve kız gruplarına ayırır. Sınıf karma değil ise etkinliği buna göre uyarlar. İlk grup çalışmasında herkesin yazdıklarını arkadaşlarına okumasını ve neden öyle düşündüğünü birbirlerine anlatmalarını ve görüşlerini savunarak arkadaşlarını ikna etmelerini ister. Eğer aynı görüşte değillerse, tartışarak uzlaşmalarını ve uzlaştıkları ilkeleri yeni bir kâğıtta/tabloda toplamalarını ister. Grup çalışması sırasında sınıfın içinde dolaşarak öğrencileri yönlendirir. Onları tartışmaya, fikirlerini savunmaya, gerektiğinde düşüncelerinden vazgeçmeye ve uzlaşmaya teşvik eder. Süre bittikten sonra grup çalışmasının ikinci bölümüne geçer. Bu sefer olaya farklı baktıkları için ve birbirleriyle empati kurmaları amacıyla kız ve erkeklerden karışık gruplar oluşturur. Bir önceki grupta oluşturulan grup kâğıtlarını beraberlerine alarak yeni gruplara katılmaları sağlanır. Kızlarla erkeklerin aynı konuyu yeniden tartışmaları ve uzlaştıkları ilkelerle yeni bir grup tablosu oluşturmaları istenir. Yeterli bir süre sonunda grup çalışması bitirilir. Sözcülerden yazdıkları ilkeleri sınıfta paylaşmaları istenir. Çalışmanın sonunda öğretmen ortak ilkeler ile tahtadaki tabloyu doldurabilir. Ayrıca bazı önemli noktalar sınıfça tartışılabilir. İhtiyaç duyduğu taktirde öğretmen, bazı konuları açıklayarak, sorular sorarak, sorulara cevap vererek veya başka bir etkinlik ile dersi sonlandırabilir. Sonuç olarak, sınıfı öğrenen sınıfa dönüştürebilecek bu ve benzeri etkinlikler eğitime ne kazandırır? 1. Ders sıkıcı olmaktan çıkar, keyifli bir öğrenme ortamı oluşur. 2. Öğrenci merkezli bir eğitim anlayışı hayata geçmiş olur. 3. Öğrenme kolaylaşır ve kalıcı hale gelir. 4. Öğrencilerin düşünce ve duygularını harekete geçirmelerine ve onları ifade etmelerine fırsat verilmiş olur. 5. Farklı düşünceleri dinleme, anlayış gösterme, tahammül etme, hoşgörülü olma değerlerinin toplumda yerleşmesine katkı sağlanır. 6.  Çok etkili bir yöntem olan akran öğrenmesinin önü açılır. 7. Öğrencilerin düşünce üretmeleri, bilgiyi yapılandırmaları ve kendi kendilerine öğrenmeleri sağlanmış olur. 8.  Öğrencilerin, düşüncelerini ifade etme, onları savunabilme ve karşısındakini ikna etme becerilerini geliştirmesi sağlanır. 9. Çocuklar, daha doğru bir bakış açısı duyduklarında, kendi düşüncelerinden vazgeçme deneyimleri yaşarlar ve fikirleri değiştirmenin olağan bir şey olduğunu öğrenirler. 10. Öğrencilerin bilgileri içselleştirmesi ve böylece davranışa dönüşmesi sağlanır. Öğrenen öğretmenlere öğrenen sınıflar dilerim. Muhammet YILMAZ Eğitimci-Yazar  

Diğer makaleler

YAKIN TAKVİM

Haziran 2020
1  -  7 Haziran
8  -  14 Haziran
15  -  21 Haziran
22  -  28 Haziran
29 Haziran  -  5 Temmuz
Temmuz 2020
6  -  12 Temmuz
Daha fazla göster

İLETİŞİM

E-posta bültenimize abone olarak gelişmelerden hemen haberdar olabilirsiniz.

Aboneliğinizi dilediğiniz zaman epostada bulunan çıkış linki ile iptal edebilirsiniz.

E-posta adresiniz

Haberdar olmak istediğiniz konuları seçebilirsiniz.

Bizi sosyal medyadan takip edin.




İletişim bilgilerimiz

Eposta: [email protected]
Telefon: 0 (212) 512 19 88-89-90
Faks: 0 (212) 512 19 91
Adres: Süleymaniye Cad. Elmaruf Sk. No:3 Fatih/İSTANBUL
Haritada göster