MAKALE-YAZI

Tümü
Mustafa Yılmaz

Kabahatliyi Kahraman Görmek

 Müslümanlar uzun zamandan beri içinden çıkılmaz bir kısır döngünün içinde kıvranıyor. “Din terakkiye mâni midir?” sorusu ile başlayan Müslümanların savunmaya geçiş dönemi bugün “İslami terör var mıdır?” sorusu ile devam ediyor. Sorular dönem dönem değişiyor ama netice değişmiyor. Soruları batı üretiyor, Müslümanlar sanık sandalyesinde kan ter içinde sorulara cevap verip kendini temize çıkartmaya çalışıyor. Sorulara cevap verme psikolojisi o kadar baskın geliyor ki kimse “Batı ne zaman yargıç koltuğuna oturdu da bana soru soruyor” veya “Ben ne zaman sanık sandalyesine oturdum ve cevap vermek mecburiyetinde kalıyorum” diyemiyor. Diyen bir iki cılız ses de mahkeme salonundaki bindirilmiş güruhların gürültüsü arasında duyulmuyor.  Yazıyı okuyan birçok genç kardeşlerimiz belki “Din terakkiye mâni midir?” cümlesinin ne anlama geldiğini bile anlamayacak. Anlayamayanlar için biraz okuma molası tavsiye ediyorum. Anlayanlar için yazıya devam edeyim.  Müslüman izzet sahibidir. Doğru yolda yürüyen ve doğru olan odur. Allah’a gerçekten inanıyorsa ve inancının gereklerini yerine getirme konusunda ihlas ve gayret sahibiyse “… Eğer inanıyorsanız üstün olan sizlersiniz” (Âl-i İmrân, 139) ayetini kendine şiar edinir. Bu şiar, yaptığı ve yapacağı her şeyde tek ölçüsünün Allah rızası olması neticesini doğurur. Temiz olacaksa Allah emrettiği için temiz olur. Dürüst olacaksa Hz. Peygamber öyle olduğu için yalan söylemez. Çalışkan olacaksa ilahi kitabı öyle yazdığı için çalışır.  Ümmet olarak düzeltmemiz gereken birinci nokta burası. Sokakta, okulda, televizyonda kendimizi bambaşka bir ölçüyle tartıyoruz. Temizlik söz konusu olduğunda “Avrupa’da sokaklar tertemiz” cümlesiyle başlayıp “Biz adam olmayız” cümlesiyle kendimizi aşağılıyoruz. Dürüst olunacaksa “Batı ülkelerinde…” cümlesiyle başlayıp “Bizden adam olmaz” cümlesiyle kendi kendimizi gömüyoruz. Çalışkan olunacaksa “Adamlar çalışıyor abi…” diye başlayıp tembellikte kendimize altın madalya veriyoruz. Peki; bizim değerlerimiz, ahlakımız, inandığımız ayetler, hadisler bunları zaten emretmiyor mu? Oradan referansla temiz, dürüst ve çalışkan olmaya çalışmak niçin prim yapmıyor?  Küçük yaştan itibaren batı dünyasını överek, severek, hayran ol(durul)arak yetiştirilmiş olduğumuz bir gerçek. Ama akıl başa gelip yetişkin insanlar olduktan sonra özeleştiri yapmadan hayata devam etmek de kabul edilebilir değil. Yeryüzünde yaşayan kimseyi aşağılamadan; fakat Müslüman izzetini de kaybetmeden şu soruyu kendimize sormak boynumuzun borcudur:  Annem bana “Dürüst bir insan olarak yaşa evladım. Eğer dürüstlüğü bırakırsan hakkımı sana helal etmem” derse benim dünya yüzeyinde yaşayan ikinci bir âdemoğlundan “dürüst olmak lazım” öğüdüne ihtiyacım olur mu? Ben zaten annemden öğüdü almışım. Onun sözünden çıkmam. Başkasının öğüdüne ve örnekliğine de ihtiyaç duymam. Dürüstlük konusunda kimseye öykünmem. Çünkü annemin sözü benim için baş tacıdır.  Allah da bana “Dürüst bir insan olarak yaşa. Eğer dürüstlüğü bırakırsan buna rızam yoktur” diyorsa benim dünya yüzeyinde yaşayan ikinci bir âdemoğlundan “dürüst olmak lazım” öğüdüne ihtiyacım olur mu? Ben zaten Rabbimin öğüdü almışım. Onun sözünden çıkmam. Başkasının öğüdüne ve örnekliğine de ihtiyaç duymam. Dürüstlük konusunda kimseye öykünmem. Çünkü Rabbimin sözü benim için baş tacıdır.  Bu kadar kelamdan sonra söz ister istemez Yeni Zelanda’da geçen Cuma şehit edilen 50 Müslüman kardeşimizin ardından yaşananlara geliyor. Basılı, dijital ve sosyal medyada yazılıp çizilenleri ibretle izliyoruz. Katliamın yaşandığı ülkede yönetici koltuğunda oturanların aslında ne kadar üzgün olduğu, Müslümanları aslında ne kadar sevdikleri, televizyonlarında canlı yayında ezan okuttukları, başörtü taktıkları öylesine güzel görsellerle anlatılıyor ki neredeyse insanın özür dileyesi geliyor. Bu tür haberlerden etkilenerek “Adamlarda insanlık var abi…” diyen Müslüman kardeşlerime hatırlatmak istiyorum:  50 Müslüman kardeşimiz onların topraklarında, korumasında ve sorumluluğunda değil miydi?  Cani ruhlu bir terörist bu katliamı yapacağını sosyal medyada 70 sayfalık manifestoyla ilan etmiş ve katliamı da canlı olarak yayınlamışken hiçbir önlem almadan seyreden o ülkenin yöneticileri değil midir?  O ülkenin yöneticilerinin başörtüsü takmak veya televizyonlarında ezan okutmaktan önce yapması gerekenleri yapmadıkları için hesap vermeleri gerekmez mi?  …  Yazının başına dönelim. 50 kardeşimizin camide ibadet halinde iken öldürülmesine seyirci kalan bir ülkenin yöneticilerini hüzünlü ve başörtülü görünce “Adamlarda insanlık var abi…” demeden bir özeleştiri yapalım. Yapamazsak “Hem öldürürüm hem de kahraman olurum” planları yapanların planlarına dekor olmaya devam ederiz.  Sahi aklıma geldi. Yeni Zelanda nerenin valiliğiydi? İngiltere’nin mi? Yeni Zelanda’nın devlet başkanı kimdi? İngiltere Kraliçesi mi?    

Muhammet Yılmaz

Öğreten Sınıflar Öğrenen Sınıflara Nasıl Dönüştürülür? (Bir Etkinlik ve Uygulama Örneği)

Yerleşik okul modelinde, öğretme-öğrenme mekânı sınıftır. Öğrenciden sınıfta sırasına oturması, kitabını defterini açması, kalemini eline alıp öğretmeni beklemesi istenir. Öğretmen, öğreten kişi olarak sınıfa gelir, çoğunlukla anlatım ve soru cevap yöntemlerini kullanarak dersi işler ve bitirir. Buna öğreten sınıf diyoruz. Öğreten sınıfta çoğu zaman öğretmen merkezde, özne, etkin ve bilgi aktaran pozisyonunda; öğrenci bir nesne gibidir, pasiftir, edilgendir ve bilgiyi depolayan kişi pozisyonundadır. Çağımızda bilgiye ulaşma yolları kolaylaştı, eğitim teknolojilerinde yeni gelişmeler oldu, eğitim yaklaşımları değişti, çocuklar farklılaştı ve mızrak çuvala sığmamaya başladı. Sınıflar sıkıcı bir yer oldu, öğretmek zorlaştı,  öğrenciler okula gelmek istemez oldu ve böylece devamsızlıklar arttı. Okul ve sınıf ile ilgili dönüşüme olan ihtiyaç daha fazla hissedilmeye başladı. Çocuklar ve sınıf dışı çevresel şartlar eğitimcinin kontrolü dışında değişiyor. Fakat bazı şeyleri değiştirmek eğitimcilerin elindedir. Eğitim yaklaşımlarını, okula ve sınıfa bakış açısını ve öğrenme stratejilerini değiştirmek eğitimcinin elindedir. Bu arada okul ve sınıfın fiziki yapısı ile ilgili ezberleri bozup farklı düzenlemeler yapılabileceğini de kabul etmek gerekir. Şunu da belirtmek gerekir ki, sınıfların kalabalık oluşu, müfredatın bağlayıcılığı ve sınava odaklılık arttıkça öğrenen sınıflar oluşturmak zorlaşır. Ancak bazı ufak tefek değişikliklerle, şartları zorlayarak, mevcut sistem içinde öğreten sınıfları öğrenen sınıfa dönüştürmek de mümkündür. Peki, öğreten sınıf ile öğrenen sınıf arasında ne fark vardır? Bu soruya çok farklı açılardan cevap verilebilir. Ancak biz, örnek bir etkinlik üzerinden ders uygulamasını ve sonuçlarını sizlerle paylaşmak istiyoruz. Önce bir konu ve kazanım belirleyip örneğimizi onun üzerinden işleyelim. Dersimiz Hayat Bilgisi, konumuz “Aile içi görev ve sorumluluklar”, kazanımımız da “Aile içi görev ve sorumluluklarının farkında olur” şeklinde olsun. Öğreten sınıfta bir ders: Öğreten sınıfta, “Aile içi görev ve sorumluluklar” konusu en iyi ihtimalle kısaca şöyle işlenir: Öğretmen, biraz ailenin öneminden ve birlikte yaşamanın gerektirdiği sorumluluklardan bahseder. Bir öğrenciye kitaptan birkaç paragraf okutur veya bütün öğrencilerin konuyu okumasını ister. Öğrencilere bazı sorular sorar. Verilen cevapların bazılarını tahtaya yazar veya yazdırır. Tahtaya yazılanlar üzerinden bazı örnekler vererek konuyu anlatmaya devam eder. Öğrencilere birkaç soru sorarak cevap ister ve dersi böylece bitirir. Öğreten sınıfta öğrenciler öğrenmiş gibi görünür, öğretmen öğretmiş gibi hisseder fakat gerçekte davranışa dönüşebilecek bir öğrenmeden bahsetmek pek mümkün değildir. Çünkü öğrenciler yeterince işe koşulmamış, zihinleri ve duyguları harekete geçirilmemiş, bilgi ve düşünce geliştirmeleri sağlanmamış, hazır bilgiyi tüketmelerine zemin hazırlanmıştır. Yapılması gereken yapılmadığı için, öğrencilerin bilgileri içselleştirmeleri ve aile içi sorumluluklarını yerine getirme konusunda davranış geliştirmeleri pek mümkün olmayacaktır. Öğrenen sınıfta bir ders: Öğrenen sınıfta öğretmen, önce konuya dikkat çeker ve merak uyandırır. Sonra öğrencilere güvendiğini ve bu konuyu arkadaşlarıyla birlikte kendilerinin öğrenebileceğini söyleyerek teşvik eder. Öğretmen bir etkinlik düzenleyeceklerini, bu etkinlikte önce bireysel sonra grup olarak çalışacaklarını, kitaptan yararlanabileceklerini, eğer imkân varsa internetten araştırma yapabileceklerini, kendi aralarında konuşup tartışarak fikir üreteceklerini, bazı konularda uzlaşarak ilkeler belirleyeceklerini anlatır ve öğrencilere yönerge verir. Öğretmen tahtanın başına “Aile İçi Görev ve Sorumluluklar” yazar. Tahtayı çizgilerle dörde böler. Öğrencilerden de aynı şeyi defterlerine yapmalarını ister. Birinci bölüme evde babaların/yetişkin erkeklerin, ikinci bölüme annelerin/yetişkin kadınların, üçüncü bölüme çocukların, dördüncü bölüme de ayırım gözetmeksizin herkesin yapması gereken görev ve sorumluklarla ilgili birer örnek yazar. Sonra da öğrencilerden benzer şeyler yazmalarını söyleyerek onlara beş dakika süre verir. Bireysel çalışma bittikten sonra öğrencileri dörder kişilik erkek ve kız gruplarına ayırır. Sınıf karma değil ise etkinliği buna göre uyarlar. İlk grup çalışmasında herkesin yazdıklarını arkadaşlarına okumasını ve neden öyle düşündüğünü birbirlerine anlatmalarını ve görüşlerini savunarak arkadaşlarını ikna etmelerini ister. Eğer aynı görüşte değillerse, tartışarak uzlaşmalarını ve uzlaştıkları ilkeleri yeni bir kâğıtta/tabloda toplamalarını ister. Grup çalışması sırasında sınıfın içinde dolaşarak öğrencileri yönlendirir. Onları tartışmaya, fikirlerini savunmaya, gerektiğinde düşüncelerinden vazgeçmeye ve uzlaşmaya teşvik eder. Süre bittikten sonra grup çalışmasının ikinci bölümüne geçer. Bu sefer olaya farklı baktıkları için ve birbirleriyle empati kurmaları amacıyla kız ve erkeklerden karışık gruplar oluşturur. Bir önceki grupta oluşturulan grup kâğıtlarını beraberlerine alarak yeni gruplara katılmaları sağlanır. Kızlarla erkeklerin aynı konuyu yeniden tartışmaları ve uzlaştıkları ilkelerle yeni bir grup tablosu oluşturmaları istenir. Yeterli bir süre sonunda grup çalışması bitirilir. Sözcülerden yazdıkları ilkeleri sınıfta paylaşmaları istenir. Çalışmanın sonunda öğretmen ortak ilkeler ile tahtadaki tabloyu doldurabilir. Ayrıca bazı önemli noktalar sınıfça tartışılabilir. İhtiyaç duyduğu taktirde öğretmen, bazı konuları açıklayarak, sorular sorarak, sorulara cevap vererek veya başka bir etkinlik ile dersi sonlandırabilir. Sonuç olarak, sınıfı öğrenen sınıfa dönüştürebilecek bu ve benzeri etkinlikler eğitime ne kazandırır? 1. Ders sıkıcı olmaktan çıkar, keyifli bir öğrenme ortamı oluşur. 2. Öğrenci merkezli bir eğitim anlayışı hayata geçmiş olur. 3. Öğrenme kolaylaşır ve kalıcı hale gelir. 4. Öğrencilerin düşünce ve duygularını harekete geçirmelerine ve onları ifade etmelerine fırsat verilmiş olur. 5. Farklı düşünceleri dinleme, anlayış gösterme, tahammül etme, hoşgörülü olma değerlerinin toplumda yerleşmesine katkı sağlanır. 6.  Çok etkili bir yöntem olan akran öğrenmesinin önü açılır. 7. Öğrencilerin düşünce üretmeleri, bilgiyi yapılandırmaları ve kendi kendilerine öğrenmeleri sağlanmış olur. 8.  Öğrencilerin, düşüncelerini ifade etme, onları savunabilme ve karşısındakini ikna etme becerilerini geliştirmesi sağlanır. 9. Çocuklar, daha doğru bir bakış açısı duyduklarında, kendi düşüncelerinden vazgeçme deneyimleri yaşarlar ve fikirleri değiştirmenin olağan bir şey olduğunu öğrenirler. 10. Öğrencilerin bilgileri içselleştirmesi ve böylece davranışa dönüşmesi sağlanır. Öğrenen öğretmenlere öğrenen sınıflar dilerim. Muhammet YILMAZ Eğitimci-Yazar  

Diğer makaleler

YAKIN TAKVİM

Mart 2019
18  -  24 Mart
25  -  31 Mart
Nisan 2019
1  -  7 Nisan
8  -  14 Nisan
15  -  21 Nisan
22  -  28 Nisan
Daha fazla göster

İLETİŞİM

E-posta bültenimize abone olarak gelişmelerden hemen haberdar olabilirsiniz.

Aboneliğinizi dilediğiniz zaman epostada bulunan çıkış linki ile iptal edebilirsiniz.

E-posta adresiniz

Haberdar olmak istediğiniz konuları seçebilirsiniz.

Bizi sosyal medyadan takip edin.




İletişim bilgilerimiz

Eposta: info@dem.org.tr
Telefon: 0 (212) 512 19 88-89-90
Faks: 0 (212) 512 19 91
Adres: Süleymaniye Cad. Elmaruf Sk. No:3 Fatih/İSTANBUL
Haritada göster