MAKALE-YAZI

Tümü
Muhammet Yılmaz

Öğreten Sınıflar Öğrenen Sınıflara Nasıl Dönüştürülür? (Bir Etkinlik ve Uygulama Örneği)

Yerleşik okul modelinde, öğretme-öğrenme mekânı sınıftır. Öğrenciden sınıfta sırasına oturması, kitabını defterini açması, kalemini eline alıp öğretmeni beklemesi istenir. Öğretmen, öğreten kişi olarak sınıfa gelir, çoğunlukla anlatım ve soru cevap yöntemlerini kullanarak dersi işler ve bitirir. Buna öğreten sınıf diyoruz. Öğreten sınıfta çoğu zaman öğretmen merkezde, özne, etkin ve bilgi aktaran pozisyonunda; öğrenci bir nesne gibidir, pasiftir, edilgendir ve bilgiyi depolayan kişi pozisyonundadır. Çağımızda bilgiye ulaşma yolları kolaylaştı, eğitim teknolojilerinde yeni gelişmeler oldu, eğitim yaklaşımları değişti, çocuklar farklılaştı ve mızrak çuvala sığmamaya başladı. Sınıflar sıkıcı bir yer oldu, öğretmek zorlaştı,  öğrenciler okula gelmek istemez oldu ve böylece devamsızlıklar arttı. Okul ve sınıf ile ilgili dönüşüme olan ihtiyaç daha fazla hissedilmeye başladı. Çocuklar ve sınıf dışı çevresel şartlar eğitimcinin kontrolü dışında değişiyor. Fakat bazı şeyleri değiştirmek eğitimcilerin elindedir. Eğitim yaklaşımlarını, okula ve sınıfa bakış açısını ve öğrenme stratejilerini değiştirmek eğitimcinin elindedir. Bu arada okul ve sınıfın fiziki yapısı ile ilgili ezberleri bozup farklı düzenlemeler yapılabileceğini de kabul etmek gerekir. Şunu da belirtmek gerekir ki, sınıfların kalabalık oluşu, müfredatın bağlayıcılığı ve sınava odaklılık arttıkça öğrenen sınıflar oluşturmak zorlaşır. Ancak bazı ufak tefek değişikliklerle, şartları zorlayarak, mevcut sistem içinde öğreten sınıfları öğrenen sınıfa dönüştürmek de mümkündür. Peki, öğreten sınıf ile öğrenen sınıf arasında ne fark vardır? Bu soruya çok farklı açılardan cevap verilebilir. Ancak biz, örnek bir etkinlik üzerinden ders uygulamasını ve sonuçlarını sizlerle paylaşmak istiyoruz. Önce bir konu ve kazanım belirleyip örneğimizi onun üzerinden işleyelim. Dersimiz Hayat Bilgisi, konumuz “Aile içi görev ve sorumluluklar”, kazanımımız da “Aile içi görev ve sorumluluklarının farkında olur” şeklinde olsun. Öğreten sınıfta bir ders: Öğreten sınıfta, “Aile içi görev ve sorumluluklar” konusu en iyi ihtimalle kısaca şöyle işlenir: Öğretmen, biraz ailenin öneminden ve birlikte yaşamanın gerektirdiği sorumluluklardan bahseder. Bir öğrenciye kitaptan birkaç paragraf okutur veya bütün öğrencilerin konuyu okumasını ister. Öğrencilere bazı sorular sorar. Verilen cevapların bazılarını tahtaya yazar veya yazdırır. Tahtaya yazılanlar üzerinden bazı örnekler vererek konuyu anlatmaya devam eder. Öğrencilere birkaç soru sorarak cevap ister ve dersi böylece bitirir. Öğreten sınıfta öğrenciler öğrenmiş gibi görünür, öğretmen öğretmiş gibi hisseder fakat gerçekte davranışa dönüşebilecek bir öğrenmeden bahsetmek pek mümkün değildir. Çünkü öğrenciler yeterince işe koşulmamış, zihinleri ve duyguları harekete geçirilmemiş, bilgi ve düşünce geliştirmeleri sağlanmamış, hazır bilgiyi tüketmelerine zemin hazırlanmıştır. Yapılması gereken yapılmadığı için, öğrencilerin bilgileri içselleştirmeleri ve aile içi sorumluluklarını yerine getirme konusunda davranış geliştirmeleri pek mümkün olmayacaktır. Öğrenen sınıfta bir ders: Öğrenen sınıfta öğretmen, önce konuya dikkat çeker ve merak uyandırır. Sonra öğrencilere güvendiğini ve bu konuyu arkadaşlarıyla birlikte kendilerinin öğrenebileceğini söyleyerek teşvik eder. Öğretmen bir etkinlik düzenleyeceklerini, bu etkinlikte önce bireysel sonra grup olarak çalışacaklarını, kitaptan yararlanabileceklerini, eğer imkân varsa internetten araştırma yapabileceklerini, kendi aralarında konuşup tartışarak fikir üreteceklerini, bazı konularda uzlaşarak ilkeler belirleyeceklerini anlatır ve öğrencilere yönerge verir. Öğretmen tahtanın başına “Aile İçi Görev ve Sorumluluklar” yazar. Tahtayı çizgilerle dörde böler. Öğrencilerden de aynı şeyi defterlerine yapmalarını ister. Birinci bölüme evde babaların/yetişkin erkeklerin, ikinci bölüme annelerin/yetişkin kadınların, üçüncü bölüme çocukların, dördüncü bölüme de ayırım gözetmeksizin herkesin yapması gereken görev ve sorumluklarla ilgili birer örnek yazar. Sonra da öğrencilerden benzer şeyler yazmalarını söyleyerek onlara beş dakika süre verir. Bireysel çalışma bittikten sonra öğrencileri dörder kişilik erkek ve kız gruplarına ayırır. Sınıf karma değil ise etkinliği buna göre uyarlar. İlk grup çalışmasında herkesin yazdıklarını arkadaşlarına okumasını ve neden öyle düşündüğünü birbirlerine anlatmalarını ve görüşlerini savunarak arkadaşlarını ikna etmelerini ister. Eğer aynı görüşte değillerse, tartışarak uzlaşmalarını ve uzlaştıkları ilkeleri yeni bir kâğıtta/tabloda toplamalarını ister. Grup çalışması sırasında sınıfın içinde dolaşarak öğrencileri yönlendirir. Onları tartışmaya, fikirlerini savunmaya, gerektiğinde düşüncelerinden vazgeçmeye ve uzlaşmaya teşvik eder. Süre bittikten sonra grup çalışmasının ikinci bölümüne geçer. Bu sefer olaya farklı baktıkları için ve birbirleriyle empati kurmaları amacıyla kız ve erkeklerden karışık gruplar oluşturur. Bir önceki grupta oluşturulan grup kâğıtlarını beraberlerine alarak yeni gruplara katılmaları sağlanır. Kızlarla erkeklerin aynı konuyu yeniden tartışmaları ve uzlaştıkları ilkelerle yeni bir grup tablosu oluşturmaları istenir. Yeterli bir süre sonunda grup çalışması bitirilir. Sözcülerden yazdıkları ilkeleri sınıfta paylaşmaları istenir. Çalışmanın sonunda öğretmen ortak ilkeler ile tahtadaki tabloyu doldurabilir. Ayrıca bazı önemli noktalar sınıfça tartışılabilir. İhtiyaç duyduğu taktirde öğretmen, bazı konuları açıklayarak, sorular sorarak, sorulara cevap vererek veya başka bir etkinlik ile dersi sonlandırabilir. Sonuç olarak, sınıfı öğrenen sınıfa dönüştürebilecek bu ve benzeri etkinlikler eğitime ne kazandırır? 1. Ders sıkıcı olmaktan çıkar, keyifli bir öğrenme ortamı oluşur. 2. Öğrenci merkezli bir eğitim anlayışı hayata geçmiş olur. 3. Öğrenme kolaylaşır ve kalıcı hale gelir. 4. Öğrencilerin düşünce ve duygularını harekete geçirmelerine ve onları ifade etmelerine fırsat verilmiş olur. 5. Farklı düşünceleri dinleme, anlayış gösterme, tahammül etme, hoşgörülü olma değerlerinin toplumda yerleşmesine katkı sağlanır. 6.  Çok etkili bir yöntem olan akran öğrenmesinin önü açılır. 7. Öğrencilerin düşünce üretmeleri, bilgiyi yapılandırmaları ve kendi kendilerine öğrenmeleri sağlanmış olur. 8.  Öğrencilerin, düşüncelerini ifade etme, onları savunabilme ve karşısındakini ikna etme becerilerini geliştirmesi sağlanır. 9. Çocuklar, daha doğru bir bakış açısı duyduklarında, kendi düşüncelerinden vazgeçme deneyimleri yaşarlar ve fikirleri değiştirmenin olağan bir şey olduğunu öğrenirler. 10. Öğrencilerin bilgileri içselleştirmesi ve böylece davranışa dönüşmesi sağlanır. Öğrenen öğretmenlere öğrenen sınıflar dilerim. Muhammet YILMAZ Eğitimci-Yazar  

Mustafa Yılmaz

Kötü olan öğrenci mi?

İnsan terbiyesi ciddi bir iş. Eğitim yerine terbiye demem boşuna değil. Zira eğitim her türlü olur. İyi de olur kötü de olur. Ancak terbiye insanı mükemmele doğru yöneltmektir, kemâle doğru istikamet vermektir. Bu ciddi iş hiç şüphesiz ki aileden başlar. Ailede oturur yerine taşlar. Ancak aile bir şeyleri eksik yapmışsa, terbiyede şaşmışsa, o zaman kulu doğru yola çekmek çevrenin işidir, okulun işidir. Aslında okul, günümüz şartlarında (maalesef) pek de terbiye verecek durumda değildir. Türlü çeşit kültürün birleştiği, ahlakla ahlaksızlığın kesiştiği, iyiyle kötünün her gün didiştiği okul ortamında hırpalanan, taviz vererek var olmaya çalışan çoğunlukla güzel ahlak oluyor. İyiyi korumak da, iyilikle örnek olmak da fedakâr öğretmene düşüyor. Bilge öğretmen, bu yolda ne kadar çabalarsa, o kadar meyve alacağını biliyor. Çabayı beyhude görense okulu ve öğrencileri çile bilip, her gün çilesine çile ekliyor. Terbiye gibi mübarek bir yolda kendine çile üretmek işin kolayı gibi gelse de, aslında kendi kendini frenlemek ve zamanla iştiyakını bitirmek demek oluyor. Tabi bu arada olan, öğretmeninin gözüne bakıp bir şeyler öğrenmek, örnek almak için bekleşen çoğunluğa oluyor. Bu gözle bakarsanız, ilgiye aç, öğrenmeye aç bekleyen öğrencileri doyurmak dert değil. Benim asıl değinmek istediğim, ilgiye ve öğrenmeye kapalı olanlar, ya da kapalı gibi görünenler. Görünüşte sorunlu olan; ancak derse gelmesi de zorunlu olan, okulda istenmeyen; hem de ilgi görmeyen öğrencilerdir terbiyeyi dert edinmişlerin derdi. Bu derdi dert edinenler başka bakar öğrenciye. Onlar selam verir kimsenin yüzünü görmek istemediği talebeye. Gülümser, tokalaşır, kucaklaşırlar. Sanki üste bulaşacak bir kirmişçesine uzak durulan küçük gözlere sıcacık bakarlar beladan (!) uzak duranlara inat. Kuru bir eğitimci gözüyle değil, ulu bir terbiyeci gözüyle bakınca olay başkadır. Onun baktığı zaviyede kurtarılması gereken bir kul vardır. Doktorun hastaya baktığı gibi bakar. Hastasından hasta diye şikâyet etmez, onun hastalığıyla dertlenip her yerde yana yakıla zikretmez. İlaç bulur, çare olur. Yanlış yöne giden talebeye köstek olmaz, destek olur. Ve bilir ki: En kötü dediğin öğrenci, belki de hiç iyi insanla karşılaşmadığı için böyledir. Belki sen onun için tek çıkış yolusundur. Ona göstereceğin sabır, istikrarlı duruş ve merhamet belki de onun çırpındığı bataklığa uzatacağın bir dal parçası olacaktır. Herkesin dışladığı, hor gördüğü ve yüz çevirdiği dünyasında kendisine biçilen rolü oynamaktan başka çaresi olmayan o küçücük kalbin tek sığınağı belki de senin ona açtığın büyük yüreğindir. Varsın diğer öğretmenler "çok yüz veriyorsun" desin. Varsın senden bulduğu yüzle şımarsın, sırnaşsın. Sen belki de onun için son şanssın. Bu fırsatı vermemek, ona doğru gelmemek hak mıdır?

Diğer makaleler

YAKIN TAKVİM

Aralık 2018
17  -  23 Aralık
19Aralık
Eğitim Söyleşileri - Konuk: Prof. Dr. Ayşen Gürcan Söyleşi eğitimle ilgilenen herkesin katılımına açıktır.   Detaylı bilgi
24  -  30 Aralık
31 Aralık  -  6 Ocak
Ocak 2019
7  -  13 Ocak
14  -  20 Ocak
21  -  27 Ocak
Daha fazla göster

İLETİŞİM

E-posta bültenimize abone olarak gelişmelerden hemen haberdar olabilirsiniz.

Aboneliğinizi dilediğiniz zaman epostada bulunan çıkış linki ile iptal edebilirsiniz.

E-posta adresiniz

Haberdar olmak istediğiniz konuları seçebilirsiniz.

Bizi sosyal medyadan takip edin.




İletişim bilgilerimiz

Eposta: info@dem.org.tr
Telefon: 0 (212) 512 19 88-89-90
Faks: 0 (212) 512 19 91
Adres: Süleymaniye Cad. Elmaruf Sk. No:3 Fatih/İSTANBUL
Haritada göster