Eğitimi TV Şovuna Dönüştürelim (mi?)
  • PAYLAŞ
4 ay önce 17 Temmuz 2020

 

Devirler değiştikçe insanlar, insanlar değiştikçe de insan ilişkileri farklılaşıyor. Birkaç yıl öncesinde insanlar için çok normal olan adetler, tavırlar ve normaller süreli “yeni normal”lere dönüşüyor ve eskiler yadırganır oluyor. Bunu yüz yıl öncesine taşırsanız iş tamamen içinden çıkılmaz bir hal alıyor.

 Eğitim de bu değişimin içinde hep “ana akım” rüzgarların peşinden sürüklenen bir yaprak gibi kendine rol kapmaya çalışıyor. Önceleri davranışçı kuramın gölgesinde öğretmen merkezli olmaya çalışırken sonraları yapılandırıcı kuramın fırtınasında öğrenci merkezli görünmeye çalıştı. Şimdilerde ise ne olduğunu bilememeyi post modernliğin kuantum çıkmazında bir maharetmiş gibi gösterip kusurlarını örtmenin derdinde. Neyse, konumuz bu olmadığı için Ömer Seyfettin’in söylediği gibi yapalım ve sadede gelelim.

Özellikle öğrenci merkezli eğitimle birlikte öğretmenlerde “dersi sevdirme” endişesi baş gösterdi ve bilgiyi mal, öğretmeni satıcı, öğrenciyi ise müşteri gibi gören bir anlayış gelişti. Öğretmenler, Ahfeş’in Keçisi hikayesindeki gibi müşterisiz kalan öğretmen durumuna düşmemek için biraz şova biraz eğlenceye biraz da teknolojiye yelken açıp derslerini ilgi çekici hale getirmeye yöneldiler. Haksız sayılmazlardı çünkü devir değişmişti. Eskide ısrar eden öğretmenler çok zorluk çektiler. Halen de zorluk çeken mebzul miktarda meslektaşımız mevcut malesef.

Bu girizgahı yapmamın sebebi, konuyu çok daha dramatik bir dönüşüme bağlama gayretidir. Önceki dönüşümler zordu ama içinde bulunduğumuz dönemde yaşanan dönüşümler çok daha zor olacak. Neden mi?

Mart ayından itibaren pandemi nedeniyle okulların tatil edilmesi ve uzaktan eğitime geçilmesi birçok değişmezi değiştirdi, yıkılmazı yıktı. Uzaktan eğitim için kurulan EbaTV’de “en iyi öğretmenler” tarafından dersler anlatıldı. Evet o öğretmenler özel olarak seçilen iyi öğretmenlerdi ama hiçbirinin kamera karşısında ders anlatma tecrübesi yoktu. Bir kameranın karşısına geçip yirmi dakika içinde teklemeden, bir merceğin içine bakarak ders anlatmak bilinen “iyi öğretmen” yeterliklerine hiç uymuyordu. Hala da uymuyor.

Uzaktan eğitimle bu ilk tanışmamız sayılır. Zira yaklaşık yüz yılı bulan Milli Eğitim tarihimizde derslerin sistematik bir şekilde kayda alınması ve öğrencilerin hizmetine sunulması projesi hayata geçmedi.

Uzaktan eğitimle bu ilk tanışmamız, kısa süreli bir birlikteliğe de hiç benzemiyor. Pandeminin devam etmesi de etmemesi de uzaktan eğitimin hayatımıza yerleşmesi gerçeğini değiştirmeyecek gibi. Çünkü herkesin tatile çıktığı bu yaz aylarında Millî Eğitim Bakanlığı yoğun bir mesai ile önümüzdeki yılın uzaktan eğitim içeriklerini üretmeye devam ediyor.

Neyse, sadede gelelim. Televizyon, tablet, telefon veya başka bir platformda ders anlatmanın ortak bir yönü var: Ekran yüzü olmak. Bu ifadeyi ciddiye almak gerekiyor çünkü pandemi sürecinde kamera karşısına geçerek ders anlatan öğretmenler bunun sıkıntısını çokça çektiler. Bazıları çok durağan ve yavaş anlatmakla eleştirildi, bazıları işin suyunu çıkarmakla itham edildi. Bazıları gitar çalıp şarkı söyledi, bazıları dersi oyuncak ayılarla işledi. Kimi beğenildi kimi beğenilmedi ama bunların hiçbiri bilinçli bir eğitim tavrı değildi.

Belli olan bir gerçek var ki kamera karşısına olmakla (buna web kameraları da dahil) sınıfta olmanın gerçekleri bir değil. Bu “gerçeklerin savaşı” önümüzdeki dönemde de devam edecek gibi görünüyor ve asıl üzerinde düşünmemiz gereken hususlardan biri de budur.

Nedir bu gerçekler? Öncelikle televizyonun gerçeklerine bakalım: Televizyon her şeyden önce bir şov aracı. Kendine mahsus kuralları, incelikleri ve jargonu var. Bu kurallar 7’den 70’e herkesin zihinlerini, düşlerini, düşüncelerini şekillendirmiş durumda. Reklamlarda görüntülerin her iki saniyede bir değişmesi; müzik, ses ve hareketle bir tür hipnotizma meydana getirilmesi bunun en tipik örneği. İnsanlar televizyonla bu kuralları çoktan sindirdi ve kabullendi. Tartışma programlarında (çoğu kez önceden kurgulanarak) gerginlik çıkartılması, dizi ve sinemalarda sürekli beklenmeyen gelişmelerle seyircinin pamuk ipliğine bağlı konsantrasyonunun elde tutulması da bu kurallardandır. Seyirci bunlara öylesine alışmıştır ki, bir tartışma programında beş saniyelik bir sessizlik bile olağan üstü bir durum gibi yadırganır.

Peki eğitimin gerçekleri böyle midir? Elbette hayır. Sınıfta sessizlik, düzen ve kendi kendine çalışma çok normal ve istenen bir durumdur. Eğitimin ciddiyeti (suratsızlıkla ciddiyetsizliği karıştırmayalım) ile televizyonun ciddiyetsizliği önümüzdeki dönemde yukarıda bahsettiğim “gerçeklerin savaşı”nın iki tarafı olacak.

Yani sözün özü: Eğitim mi yapacağız, şov mu yapacağız? Yoksa bu ikisini birleştirip bir denge mi arayacağız? Birleştirebilirsek bunun okuldaki yüz yüze eğitim süreçlerine olumlu-olumsuz etkileri ne olacak?.. Zorla okula getirdiğimiz öğrencilere ciddiyetle ders anlatmanın bir sakıncası yoktu ama o öğrencileri ekran başına getirip ders boyunca orada tutmak istiyorsak o zaman oyunu televizyon kurallarına göre oynamak zorunda kalacağız. Çünkü artık kendi mahallemizde (sınıfta) olmayacağız. Eğer bu oyunu televizyonun kurallarına göre oynamayı başaran öğretmenlerle uzaktan eğitim yaparsak o zaman okula döndüğümüzde öğrencilere okulun kurallarını nasıl beğendirebileceğiz? Önceden televizyonun etkileri okulu dolaylı olarak etkiliyordu: Öğrenci ilgisini dağıtan reklamlar, ahlaki bozulmalara sebep olan filmler vs. Ama bu durumda televizyonun kendine has kuralları doğrudan eğitimin normlarını, öğretmenin kredibilitesini, eğitim içeriğinin albenisini etkiler duruma gelecek. Bunların hepsini şimdiden ciddiyetle düşünmeli, tartışmalı ve uzlaşmalıyız.

Bugün eğitimle ilgili birçok şey için “Dönülmez akşamın ufkunda” olmakla olmamak çizgisindeyiz. Birçok şeyi çok önceden kaybettiğimizin farkındayım. Ama eğitim o kadar önemli bir konu ki ne kadar çok şey kaybetseniz de kaybedilmeyen birkaç şey kaybedilenler kadar önemli olmaya devam ediyor. Bu son cümle de tam televizyonluk oldu. Yoksa ben de zaten çoktan değiştim mi? Estağfirullah.

  • PAYLAŞ
4 ay önce 17 Temmuz 2020